Aşkın Metafiziği-Arthur Schopenhauer

arthur-schopenhauer.png

Oldukça kötümser bir düşünür olan Schopenhauer Post Kantial Alman idealizm fikirlerini redderek örnek olacak bir felsefi pesimist yaklaşım sergilemiştir. Batı felsefesini doğu felsefesiyle harmanlayan Schopenhauer, Friedrich Nietzsche, Leo Tolstoy, Ludwig Wittgenstein, Albert Einstein, George Bernard Shaw ve nicelerini çalışmalarıyla etkilemiştir.

Son birkaç günde Aşkın Metafiziği adlı kitabını(birkaç eserinin bir araya getirilmesi ile ortaya çıkan) okuma fırsatım oldu.

Beğendiğim bir kaç kesiti paylaşmak istiyorum:

“Çok daha fazladır tutkunun tımarhanelere düşürdüğü insan sayısı bunlarınkinden. Her yıl, dış şartlardan ötürü engellenmiş çiftlerin müşterek intiharlarıyla sonuçlanan vakalar görülür; ki yeri gelmişken, birbirlerinin sevgisinden emin olan ve en yüce bahtiyarlığı bu aşkın yaşanmasında bulmayı umanların nasıl olup da en aşırı adımları atmaktan imtina etmediklerini ve bu uğurda her türlü ceza ve cefaya katlanmak yerine tasavvur edebilecekleri diğer her türlü mutluluktan daha büyük olan bir mutluluğu, hayatlarıyla birlikte feda etmeyi neden tercih ettiklerini bir türlü anlayamam.”

Böyle düşündüğünüz oldu mu bilemiyorum ancak yaşadığım hayatta, hiç kimsenin sizin varoluşunuzdan değerli olmadığı ve bizleri üzen insanları hayatımızda tutmak gibi bir zorunluluğumuzun olmadığı kanısına vardım. Kendilerini değerli zanneden kişiler farkında değiller mi acaba onları bu değerleri veren bizleriz.

“Zira her türlü aşkın kökü, ne kadar ulvi görünürse görünsün, cinsel güdüdür; evet, aslında aşk dediğimiz şey, sadece inceden inceye tespit edilmiş, özelleşmiş, hatta kelimenin en dar anlamında bireyselleşmiş bir cinsel güdüdür.”

Sanırım Schopenhauer ile burada bir ayrılığa düşmemiz gerekecek. Her türlü aşkın temeli cinsel güdü olmamalı. Sanki başka bir şeyler daha. Sadece cinsel çekim çok basit olmaz mıydı? Devam edelim.

“Her türlü aşk oyununun nihai amacı, ister alçak topuklu ayakkabı yahut yüksek topuklu sandaletler üzerinde oynansın, insan hayatındaki diğer bütün hedeflerden çok daha önemlidir; dolayısıyla peşinde koşulurken gösterilen esaslı ciddiyeti tamamen hak eder. Yani aşkın belirlediği şey gelecek neslin oluşturulmasından daha az bir şey değildir. Bizler sahneden indikten sonra sahneye çıkacak olar sahne kişilerinin hem varlıkları hem de doğaları işte bu hafifmeşrep aşk ilişkileri tarafından belirlenir. Gelecek insanların varlığı, Existentiası(var oluşu) genel olarak nasıl ki bizim cinsel dürtümüz tarafından koşullanıyorsa aynı insanların doğası, Essentiası(yeni oluşacak bireyin özü,kişiliği) da bireyin tatminin için yaptığı seçimle, bir başka söyleyişle, aşk tarafından belirlenir ve böylelikle her bakımdan geri döndürülemez, itiraz edilemez biçimde saptanır.”

Nasıl yani? Bu kadar uğraşılan, vakitler harcanan ilişkiler sadece gelecek nesil için mi? Kişiler ilişkileri kendi için de istiyor olmalı değil mi? Sanırım bir yanlışlık var.

“Aşk, böylesine yüksek bir öneme sahip bir meseledir, zira onun diğer meselelerde tesadüf edildiği gibi, mevcut bireyin iyiliği, huzuru yahut kederiyle bir alakası yoktur; o gelecekte insan soyunun varoluşunu ve kendine özgü doğasını güvence altına almalıdır ve bu sebepten ötürü de bireyin iradesi daha yüksek bit boyutta türün iradesi olarak ortaya çıkar; işte budur, aşk ilişkilerine çoşkun ve yüce anlamı veren ve aşkın hazzını ve gamını, yüzyıllardır şairlerin bıkıp usanmadan çeşitli biçimlerde betimlemeye çalıştıkları heyecanları yücelten.”

“Halbuki belli bir bireye yönelmiş aşk hissiyatı, kendi başına muayyen biçimde belirlenmiş bir birey olarak yaşama iradesidir. Bu durumda aşk her ne kadar kendi başına bir çekimden ibaret olsa da gayet zekice davranıp yüzüne nesnel hayranlık maskesini geçirir ve böylelikle bilincimizi yanıltır. Zira tabiat kendi amaçlarını gerçekleştirmek için bu tür hilelere muhtaçtır.”

“Burada taraflar farkında olmasalar da tüm o aşk serüvenlerinin gerçek amacı, belirli bir çocuğun dünyaya getirilebilmesidir; söz konusu amaca hangi usul ve yöntemle ulaşılacağı ise tali bir meseledir. -Yüce ve duyarlı, ancak halen aşık olan ruhlar, ileri sürdüğüm iddianın kaba gerçekçiliği karşısında feryat etseler de yanılmaktadırlar. Zira gelecek neslin bireyselliklerini eksiksiz biçimde belirleme hedefi, uçarı duygular ve duyularla kavranamayan sabun köpüklerinden(gelip geçici heves, bir anda harlanıp ardından çarçabuk sönen ateş denilebilir) çok daha yüce ve izzetli bir hedef değil midir? Tutkulu aşkın derinliğe, tezahüründeki ciddiyete, alanı içerisine giren nice bahane ve vesilelere atfettiği ehemmiyet ancak böyle bir hedefle anlaşılır hale gelir. Zira tüm bu mücadele ve zahmet aracılığıyla kendisini var olmaya zorlayan, bireysel belirlenim içerisindeki gelecek nesildir.”

“İki sevgilinin birbirlerine giderek artan muhabbeti dahi, meydana getirebilecekleri ve getirmeyi arzu ettikleri bu yeni bireyin yaşama iradesidir; hasret dolu bakışların buluşması esnasında bile bu yeni varlığın hayat kıvılcımı tutuşur ve kendini geleceğin iyi ve uyumlu bir şekilde teşekkül etmiş bireyi olarak duyurur.”

“Arzu dolu bakışların buluşmasıyla yeni bir varlığın ilk tohumu atılmış olur, ki aslında bütün tohumlar gibi genellikle ezilir. Bu yeni birey, belli bir ölçüde yeni bir Platon ideasıdır aslında: Nasıl ki bütün idealar büyük hararetle olgu alanına girmek için müdahale ederler ve bunu yapmak için nedensellik ilkesinin aralarında paylaştırdığı maddeyi ateşle kavrarlar, bir insan bireyselliğinin bu belli ideası da büyük bir istek ve hararetle olgular dünyasından kendisini var etmek için çabalar.”

“Tabiat içgüdüyü, eyleyen bireyin kendi dışında belirlenmiş amacı kavramaktan aciz ya da onun peşinde koşmaya gönülsüz olacağı yere yerleştirir.”

“…lakin bu içgüdü aynı zamanda insana da verilmiştir ve doğal olarak amacı anlayacak durumda olsa da onu gerekli hırs ve çabayla takip etmeyecektir. Dolayısıyla burada, bütün içgüdü durumlarında olduğu gibi, hakikat, iradeyi etkileyebilmek için bir vehim, bir yanılsama biçimine bürünmekte. Erkeği, kendisine layık güzelliğe sahip bir kadının kollarında, başka herhangi bir kadında bulacağından daha büyük bir haz alacağına inandıran, şehvet dolu bir yanılsama, bir vehimdir bu veya münhasıran tek bir kişiye yönelmiş, erkeği ona sahip olmanın kendisine en büyük mutluluğu sağlayacağına ikna eden kati inanıştır. Bundadır ki o, kendi zevki ve hazzı için çabaladığı, sıkıntılara katlanıp fedakarlıklarda bulunduğu vehmine kapılır. Halbuki bütün bunları, sadece türün tipik niteliklerinin korunması yahut ancak bu ana babadan dünyaya gelebilecek belirli bir kişinin varlığa kavuşması için yapar.”

“…eğer onun genç nüfusun canlılığının ve fikrinin yarısını sürekli meşgul ettiğini ve neredeyse her insani çabanın nihai hedefi olduğunu; en mühim işlerde sakınca yarattığını, en ciddi meşguliyetleri saat başı aksattığını; zaman zaman en büyük kafaları dahi bir süre şaşırttığını; devlet adamlarının önemli işlerini yahut alimlerin araştırmalarını sekteye uğratmaktan çekinmediğini; aşk mektuplarını ve saç lülelerini bakanların evrak çantalarına, filozofların el yazmalarının arasına bırakmaya arsızca becerdiğini; bir o kadar da en karmaşık ve uğursuz işleri tertipleyip düzenlemeyi, en değerli ilişkileri bozmayı, en güçlü bağları koparmayı bildiğini; başka türlü kendi halinde, dürüst, bir adamı kalleş, bu zamana kadar sadık birisini hain yaptığını; kısacası topyekun amacı önüne çıkan her şeyi yıkmak, karıştırmak ve alt üst etmek olan kötü niyetli bir iblis olarak ortaya çıktığını düşünecek olursak: Evet, eğer bütün bunlar düşünülecek olursa, kişi şu şekilde haykırmadan edemez; – Bunca gürültü patırtı niye? Bunca itiş kakış, tepinme,bunca tasa, keder, sefalet ne için? Her Hans’ın Grethe’sini bulmasından başka nedir ki bu? Niçin böylesine önemsiz bir ayrıntı böylesine önemli bir rol oynasın ve insanlığın yolunda giden hayatına huzursuzluk ve keşmekeş getirsin?”

“Gelgelelim tüm bu keşmekeş içinde dahi, iki sevgilinin birbirlerine hasretle bakan gözleriyle karşılaşırız: -iyi de niye böylesine esrarlı, ürkek ve kaçamak bakışlardır bunlar? -Zira bu aşıklar, çarçabuk sona erecek olan tüm bu sefalet ve keşmekeşi, onca ıstırap ve meşakkati sürdürmek adına, kendi benzerlerinin daha önce yaptıkları gibi, aynen takip eden hainlerdir.”

Peki tüm bunlardan sonra kendime şu soruyu soruyorum. Eskiden hissettiğim aşk duyguları, istediğimi sandığım şeyler, hakikatin üzerimde oynadığı bir oyun mu? Neslin devamı için ise tüm bu yaşanılanlar, bunu bilmek bana ne kazandırır? Bunu bilmek bu döngünün dışına çıkmamı sağlayabilir mi? Pek zannetmiyorum. Ancak bu tür ilişkilere şüpheci yaklaşacağım sanırım.

Sizler ne düşünüyorsunuz? Sizce aşk her şeyden öte bir ulvi duygu mu? Daha doğrusu hissettiğiniz aşk duygusunun bir yanılsama olduğunu düşünüyor musunuz?

 

 

 

 

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s