Ağlamak

Yazarken dinledim, lütfen okurken de dinleyin. Arvo Part’ın bir şaheseri.

Bir psikiyatri dersinden artakalanlar yazacaklarım. Projektif(yansıtıcı) olan bir kişilik testinde insanlara bir resim gösterilip 5 dakika içerisinde bir hikaye oluşturmaları isteniyor. Resimlerden biri buydu:

O an bazı düşüncelere daldı aklım. Testin amacı oluşturulan kişiliğe göre kişilik ve duygudurum hakkında bilgi sahibi olmak. Ben ise ağlamayı düşündüm. Ağlamak ne idi? Ağlamak nasıl bir şeydi?

Hayatında hiç ağlamamış insan sayısı bir hayli az olsa gerek. Ağlamak öyle ya da böyle evrensel bir şey. İlginç değil mi. Tüm insanları ortak bir noktada toplamak için gerçekten ilginç. Herkes ağladı, ağlıyor ve ağlayacak.

Ağlayan bir erkek düşündüm o an. Yıkıcı ve yıkılmış. Bazı hisler sadece beyne sığmıyor değil mi? Dayanılmaz acılar, yenilen dayaklar ve kaçınılmaz acılar… Ağlamak bunların bedene sığmaması değil de nedir?

Neden rahatlarız? Neden rahatlarım? Bazı barajların yıkılması mı gerekir her zaman? Tüm bu hislerin dışarıya boşalması gerekir. Ağlamak meselesi öyle basit bir iş değil. Hiç bir zaman da olmadı. İlk İnsandan beri bu yana bu dünyada gözyaşlarının durduğu bir zaman oldu mu?


Nasıl etmeli de ağlayabilmeli

Farkına bile varmadan?

Nasıl etmeli de ağlayabilmeli

Ayıpsız,

Aşikare,

Yağmur misali?

Neylersin alışkanlık

İçin kan ağlarken yüzün güler

Dikilitaş gibi dinelirsin yine.

Yavrum, erişmek ne müşkülmüş meğer,

Anneler gibi ağlamanın yiğitliğine?


Nazım Hikmet Ran

Aslında ağlamak dışarıdan bakıldığı zaman birkaç damla gözyaşı. Duygulanım, birikim, sızmanın başladığı o ilk an ve tüm hisler çıkıncaya dek hızlı çarpan bir kalp. Ne kadar da rahatlatıcı! Ne kadar yüce! Ne kadar dokunaklı bir drama şöleni! Hiçbir ele değmeyen gözyaşlarının yere düşmesi kadar acı veren bir şölen izlediniz mi hiç! İçine akan gözyaşlarının doldurduğu göletin taşmasıyla başlayan bir duygu gösterisinin ortasında bir baba. Bir damla gözyaşının gezdiği o yaşanmış ve yaşlanmış yüzün dayanılmaz acısı… Burnundan süzülen kanlarla karışan birkaç damla gözyaşı ile oyun alanını kirleten bir çocuk. Kalbi kırılmış bir genç kız. Hayata atılan bir genç erişkinin yediği ilk darbeler. Terk edilmiş istekler ve düşüncelerin tozlu rafları…

Ağlayın! Yalvarırım ağlayın! Ağlamak güzel şey, ağlayabilmek bir serzeniş değil asla. Bir ibadet, bir yakarış, bir dibe çöküş ve oradan çıkış.

Ağlayabilmek güzel şey. Hele ki gözyaşları bir tenin gölgesinde huzura kavuşunca. İşte o zaman bilirim ben, hiçbir gözyaşı boşuna değil. Kuruyan sular kendini ıslak sulara bırakırken, gözler hak ettiği istirahate kavuşur.

Ya siz? Nasıl hissediyorsunuz gözyaşlarınızla. Neler geçiyor o an aklınızdan. Ne düşünüyorsunuz bu resimle ilgili? Dinleyen olur, konuşmayı seçerseniz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s