Hediye

Gecenin sonundan bahsediyorum
Karanlığın sonundan
Ve gecenin sonundan bahsediyorum

Eğer evime gelirsen sevgilim
Bana bir ışık getir
Ve küçücük bir pencere
Oradan mutlu sokağın kalabalığını seyredeyim

Kelebek fotoğrafı çekmeyi çok istiyorum demiştim o gün. Bazı dilekler beklediğimizden çok daha güzel oluyor ❤️

Gibi

Bulamadığım dördüncü yaprağı gibi yoncanın

Eksik

Anlatmak ve anlatmamak arasındaki fark

Beş şehir öteye olan inanç gibi, yıkılışı

Ayak ayak üstüne atıp dünyaya dışardan izleyecek olanların dünyayı kendi etraflarında döndürmeleri gibi

Minik kızlar ve gece öcüleri arkadaşlar artık

Bunun gibi

Eksik

Eksik gibi

Kalbimi de büyüttüm sonunda

Artık bazen gözlerime tırmanıp bakıyor sokağa

Kirpiklerime tutunuyor, o ince parmaklıklara

Öyle çok büyüdü yani, görsen şaşarsın

Kalbim sanırım büyüyünce

Sokaklarda ağlayan biri olacak

Rezillik yani maviş anne

Kalbim komik kaçacak

Kaçmaması için sen en iyisi kalbime de

Benim serüvenimden bir yer ayırt

Aman, mutsuz bir yer olmasın

Yeniden Doğuş

tüm varlığım benim karanlık bir ayettir

seni kendinde tekrarlayarak çiçeklenmenin ve yeşermenin sonsuz seherine götürecek.

ben bu ayette seni ah çektim,

ah ben bu ayette seni

ağaca ve suya ve ateşe aşıladım!

yaşam belki uzun bir caddedir,

her gün filesiyle bir kadının geçtiği,

yaşam belki bir urgandır,

bir adamın daldan kendini astığı,

yaşam belki okuldan dönen bir çocuktur,

yaşam belki iki sevişme arası rehavetinde yakılan bir sigaradır

ya da birinin şaşkınca yoldan geçişi şapkasını kaldırarak,

başka bir yoldan geçene anlamsız gülümsemeyle ‘günaydın’ diyen.

yaşam belki de o tıkalı andır,

benim bakışımın senin buğulu gözlerinde kendini paramparça yıktığı

ve bir duyumsama var bunda

benim ay ve karanlığın algısıyla birleştireceğim.

yalnızlık boyutlarındaki bir odada,

aşk boyutlarındaki yüreğim,

kendi mutluluğunun sade bahanelerini seyreder,

saksıda çiçeklerin güzelim yok oluşunu

ve senin bahçemize diktiğin fidanı

ve bir pencere boyutlarında öten

kanarya ötüşlerini.

ah..

budur benim payıma düşen,

budur benim payıma düşen,

benim payıma düşen,

bir perde asılmasının benden aldığı gökyüzüdür,

benim payıma düşen,

terk edilmiş merdivenlerden inmektir

ve ulaşmaktır bir şeylere çürüyüşte ve gurbette,

benim payıma düşen anılar bahçesinde hüzünlü gezintidir.

ve ‘ellerini seviyorum’ diyen sesin hüznünde ölmektir..

ellerimi bahçeye dikiyorum,

yeşereceğim, biliyorum, biliyorum, biliyorum

ve kırlangıçlar mürekkepli parmaklarımın çukurunda yumurtlayacaklardır..

küpeler takacağım kulaklarıma ikiz iki kızıl kirazdan

ve tırnaklarımı papatya çiçekyaprağıyla süsleyeceğim.

bir sokak var orada,

aynı karışık saçları, ince boyunları ve sıska bacaklarıyla

küçük bir kızın masum gülüşlerini düşünüyorlar

bir gece

rüzgarın alıp götürdüğü.

bir sokak var benim yüreğimin çocukluk mahallesinden çaldığı,

zaman çizgisinde bir oylumun yolculuğu

ve bir oylumla gebe bırakmak zamanın kuru çizgisini

bilinçli bir imgenin oylumu

aynanın konukluğundan dönen.

ve böylecedir,

birisi ölür

ve birisi yaşar.

hiçbir avcı,

çukura dökülen hor bir arkta inci avlamayacaktır.

ben hüzünlü küçük bir periyi biliyorum

okyanusta yaşayan

ve yüreğini tahta bir kavalda

usul usul çalan

küçük hüzünlü bir peri

geceleri bir öpücükle ölen

ve sabahları bir öpücükle yeniden doğacak olan..

Rüya Duvarları

Bu paragraftan geçebileceğim herhangi bir yer yok. Hoşça kal. Yezidiler gibi kötülüğünden vazgeçen bir şeytanla oyalanıyorum. Seni hatırlatan yüzü çiziyorum camlara. İkide bir emiyorum kanayan parmaklarımı. Satılık şiirler haritasında en acı sözcüğün soytarısını oynuyorum.

Aptallığım neşe vermiyor, ama neden?

Umay Umay