Joeb Beving – Anima

Yeni albümünden bir parça. Ambiyans üzerine çalışmaları göze çarpan Bevingde Nils Frahm havası sezmek farklı bir his. Yeni albümü böyle olsa da bazı parçalarında eski albümlerine atıfı yok değil. İyi dinlemeler.

Zamanın durduğu ev

Asansörden indiğimde kapısı açıktı. Yavaşça attığım adımlarla girdim içeri. Askılıklar solumda, kendimi gördüğüm boy aynası sağımda kalıyordu. Her zamanki gibi… Yıllar boyunca bu aynada gördüm kendimi hep. Hepsi farklıydı. Hepsinde farklı bir ben vardı. Boyum uzamış, saçlarım seyrekleşmiş, duruşum dikleşmiş, yavaştan da alnımda ve gözlerimin kenarında bir iki ince çizgi beliriyordu. Acaba var mı saçlarımda bir beyazlık diye bakındım kısa bir anlığına. Henüz yoktu. Değişmiştim. Yaşanmışlıklar taşıyabilir miydim daha bu yaşımda. Her bir çizgi bir yaşanmışlık ise benim de olmalıydı. Kendim hakkında dalmışken düşüncelere içeriden çıkıp geldi zamanın dokunmaya kıyamadığı kadın.

Tonton yanaklı ananem karşıladı beni. Biliyordum bu anı. Yaşamıştım bir çok kere. Yüzüm farklıydı, elimdekiler farklıydı, duygularım farklıydı ama aynıydı işte yüzü. Aynıydı bakışı, tüm yaşadıklarından sonra bile aynıydı. Evi aynıydı. Odaları aynıydı. Aynıydı.

Sarılıp selamlaşma faslından sonra geçtim, aynı yere. Duvardaki saati durmuştu. Biz gelmeden hemen önce durmuş olmalıydı. Sevmezdi o saatin durmasını ananem. Dedemin saatiydi. Bize de pek dokundurtmazdı pek ala. Kendisi kurardı özenle her seferinde. Saati de aynıydı. Kendi de.

Aynı kal. Yüzünden gülümsemen eksik olmasın hiç.

Ağlamak

Yazarken dinledim, lütfen okurken de dinleyin. Arvo Part’ın bir şaheseri.

Bir psikiyatri dersinden artakalanlar yazacaklarım. Projektif(yansıtıcı) olan bir kişilik testinde insanlara bir resim gösterilip 5 dakika içerisinde bir hikaye oluşturmaları isteniyor. Resimlerden biri buydu:

O an bazı düşüncelere daldı aklım. Testin amacı oluşturulan kişiliğe göre kişilik ve duygudurum hakkında bilgi sahibi olmak. Ben ise ağlamayı düşündüm. Ağlamak ne idi? Ağlamak nasıl bir şeydi?

Hayatında hiç ağlamamış insan sayısı bir hayli az olsa gerek. Ağlamak öyle ya da böyle evrensel bir şey. İlginç değil mi. Tüm insanları ortak bir noktada toplamak için gerçekten ilginç. Herkes ağladı, ağlıyor ve ağlayacak.

Ağlayan bir erkek düşündüm o an. Yıkıcı ve yıkılmış. Bazı hisler sadece beyne sığmıyor değil mi? Dayanılmaz acılar, yenilen dayaklar ve kaçınılmaz acılar… Ağlamak bunların bedene sığmaması değil de nedir?

Neden rahatlarız? Neden rahatlarım? Bazı barajların yıkılması mı gerekir her zaman? Tüm bu hislerin dışarıya boşalması gerekir. Ağlamak meselesi öyle basit bir iş değil. Hiç bir zaman da olmadı. İlk İnsandan beri bu yana bu dünyada gözyaşlarının durduğu bir zaman oldu mu?


Nasıl etmeli de ağlayabilmeli

Farkına bile varmadan?

Nasıl etmeli de ağlayabilmeli

Ayıpsız,

Aşikare,

Yağmur misali?

Neylersin alışkanlık

İçin kan ağlarken yüzün güler

Dikilitaş gibi dinelirsin yine.

Yavrum, erişmek ne müşkülmüş meğer,

Anneler gibi ağlamanın yiğitliğine?


Nazım Hikmet Ran

Aslında ağlamak dışarıdan bakıldığı zaman birkaç damla gözyaşı. Duygulanım, birikim, sızmanın başladığı o ilk an ve tüm hisler çıkıncaya dek hızlı çarpan bir kalp. Ne kadar da rahatlatıcı! Ne kadar yüce! Ne kadar dokunaklı bir drama şöleni! Hiçbir ele değmeyen gözyaşlarının yere düşmesi kadar acı veren bir şölen izlediniz mi hiç! İçine akan gözyaşlarının doldurduğu göletin taşmasıyla başlayan bir duygu gösterisinin ortasında bir baba. Bir damla gözyaşının gezdiği o yaşanmış ve yaşlanmış yüzün dayanılmaz acısı… Burnundan süzülen kanlarla karışan birkaç damla gözyaşı ile oyun alanını kirleten bir çocuk. Kalbi kırılmış bir genç kız. Hayata atılan bir genç erişkinin yediği ilk darbeler. Terk edilmiş istekler ve düşüncelerin tozlu rafları…

Ağlayın! Yalvarırım ağlayın! Ağlamak güzel şey, ağlayabilmek bir serzeniş değil asla. Bir ibadet, bir yakarış, bir dibe çöküş ve oradan çıkış.

Ağlayabilmek güzel şey. Hele ki gözyaşları bir tenin gölgesinde huzura kavuşunca. İşte o zaman bilirim ben, hiçbir gözyaşı boşuna değil. Kuruyan sular kendini ıslak sulara bırakırken, gözler hak ettiği istirahate kavuşur.

Ya siz? Nasıl hissediyorsunuz gözyaşlarınızla. Neler geçiyor o an aklınızdan. Ne düşünüyorsunuz bu resimle ilgili? Dinleyen olur, konuşmayı seçerseniz.

Kara Toprak – Fazıl Say


Piyanoyla dertleşen üstat. Bu topraklardan anlatan üstat. Derinlere dokunan üstat. Alkışlar bitmeden ayrılamayan üstat. Hoş geldin.

Hıçkırarak ağlıyorsun piyano. Belki de hiç bu kadar fazla duyguyu bir arada yaşamadın. Ağlamak yasak değil piyano, notaların ile anlat bize bir adamın parmak uçlarından sızan hisleri.

The Gift that kept on giving

From the creators of post rock genre the famous group Talk Talk led by Mark Hollins.

An album of his own, his only solo one at that.

The elements of freeform jazz, kind of minimalistic aproach to an experimental postrock genre at that time is simply brave to say the least.