Öforik isyan

His voice sounds like it’s been aged and saturated in an oak barrel of bourbon whiskey.

1

Hayatta görebilen biri olduğu sürece görülecek şeyler var olmaya devam edecektir.

Hayatta dokunabilen biri olduğu sürece dokunulacak şeyler var olmaya devam edecektir.

Hayatta sevebilen bir kalp olduğu sürece ise sevilecek var olmaya devam edecektir.

Böylece güzellik ideası insan varlığı boyunca sürüp gitmelidir.

Öyle ise Güzel olan her zaman güzel kalacaktır.

platos staircase of love ile ilgili görsel sonucu
Platonun Aşk Merdiveni

Su

Sulara bıraktığım sırları topladım bugün. Yeni haberler getirdim bekleyen kalemine. Sıcak suların sırlarını anlattım onlara. Özlemişim kendimi bırakmayı soğuk ve derin sulara…

Gören gözler

Çehresini göremiyorsunuz ama sevdiğinizin kalbi hep yanıbaşınızda çarpıyor, karınız, kardeşiniz, kızınız. Dünya küsufa uğramış ne çıkar? Karanlıkta ve karanlık sayesinde yıldızlaşmak. Etrafında gece gündüz bir meleğin tavaf ettiği bir yıldız olmak. Sevildiğini bilmekten büyük saadet olmaz.

Sefiller – Victor Hugo

Kemal Tahir

Perihan’la Emin aynı zamanda merdivene döndü.

Kapı çalınıyordu.

Emin dehşetle fısıldadı:

– Kim olabilir bu saatte?

Perihan parmağını ağzına götürdü:

– Suuuussss… Ben bakarım.

Birden kendini toplamış, kalkarken bir silkinmede üstündeki perişanlığı atmıştı. Metin adımlarla yürüdü.

Saat vurmaya başlayınca Emin Bey soluklarını tutarak saydı. “Üç… Gecenin üçü… Kim olabilir?…” Aşağıya kulak verdi. Perihan sürüyü çekiyordu. “Kim?” Doktorun baldızı Nesibe Hanım hastalanmıştı. “Ağırlaştı mı?”

Perihan biraz sonra, gittiğinden daha perişan göründü. Ölüm haberi almış gibi titriyordu.

– Kimmiş? Nedir istediği?..

– Yok bir şey… Yok…

– Ne demek… Saat üç…

Perihan, saate korkuyla baktı. Gerçekten üç olduğunu görünce elini büyük bir suç işlemiş gibi yanağına götürdü:

– Üçmüş sahi…

– Kimdi Perihan? Neydi istediği?

– Öteki gelmiş abi… Abdulkerim Bey… Almadım içeriye…

– Ya.

– Alamadım. “Gözaltında bu ev” dedim. “Lazımsa para verelim” dedim.

– Sonra da kapıyı yüzüne kapatıp…

– Olmaz Perihan… Koş hemen aç… Al içeri… Düşünelim, n’apacağımızı…

– Hayır, alamam! Sen karışma… Arkasına düşmüşlerdir. Çok heyecanlıydı. Bunu da, tutarlarsa bizim evde… Düşün günlerden beri çektiğin azabı…

– Tamam… Düşünürüz. Elini kız kardeşinin yüzünden geçirdi. Hele açalım önce…

Perihan birden irkildi:

– Olmaz, istemiyorum. Bağırırım camları kırıp… “Yangın var” diye kıyameti koparırım. “Aranan kaçak burda… Gelin tutun!” diye bağırırım. Yüzüne bak aynada… Mahvoldun. Çıktın insanlıktan… Çektiğin azabı düşün, kaç gündür çektiğin cehennem azabını…

– Saçmalıyorsun küçük abla… Kederle gülümsedi. Ben o cehennem azabını, kıstırılmış insanlara kapıları açmamak için çekmiyorum. Kapıları daha kolay, daha çabuk açabilmek için çekiyorum. Hadi, koş rica ederim, hadi çabuk…

Perihan oralı olmayınca, yürüdü, önüne dikilince yavaşça yana almak istedi.

– Saçmalama… Yemin ettim.

– Tamam. Ben açacağım. Sen duymamış olursun.

– Hayır… Bırakamam…

Emin bey, ömründe ilk defa kız kardeşine karşı kuvvet kullanmak zorunda kalacağı için şaşırmış, bir an duraklamıştı. Perihan soluk soluğa yalvardı.

– Olmaz abi!.. Beni düşün… Beni de götürürler bu kez… Acı bana. Mahvolurum. Bağışlamazlar bu kez…

Emin Bey, korkutulmak, gözünün yıldırılmak istendiğini anlayınca birden değişip dikilmişti:

– Çekil yolumdan… Çekil diyorum…

Perihan bir an ürktü, sonra, abisini yıllardır kumandası altında tutuyor sanısının verdiği cesaretle direndi:

– Olmaz. Bırakmayacağım!

Bu anda ikisinin de hiç beklemediği bir iş oldu. Emin Bey, sanki yüz kere yapmış gibi, Perihan’ı hırsla kolundan tutup savurdu:

– Çekil be…

Sıyrılıp geçerken, kız can havliyle atılıp bacaklarına sarılmıştı:

– Dur Emin abi… Dinle… Boşuna zorluyorsun. Yok kimse… “Çıktılar burdan, aradıklarınız” dedim, “Biz yeni taşındık” dedim. Gitti çoktan…

– Neee…

Emin Bey, yay gibi sıçradı, merdivenleri üçer dörder atlayarak indi. Kapı kanadı arkasına çarpıp tahta evi temellerinden sarsınca, Perihan korkuyla inlemiş, kalkmaya davranmıştı. Abisinin boğuk sesini duyunca katılakaldı.

Emin Bey, Cambaziye Mahallesi’nin Tatlıkuyu Sokağı’nı inim inim inleterek var gücüyle bağırıyordu:

– Arkadaaaş… Arkadaaaş… Emin’i arayan arkadaş!.. Burdayım ben, burdayım!

Kurt Kanunu

Swing in a minute or two

20. yüzyıl başları, salon dansı ve büyük jazz grupları. Ekonomik kriz ve zorlu zamanlarda bile insanları dans ettirebilmiş bir tür.

Yürüyen bass, baterinin ve piyanonun eşlik ettiği ritim, saksofon ve trompetin karşılıklı konuşması bu eğlenceli ve karşı konulmaz dans dürtüsünü uyandırıyor.